SETA > Yorum |
Amerika nın Kurtuluş Günü

Amerika’nın ‘Kurtuluş Günü’

Trump 2 Nisan’ı Amerika’nın ‘Kurtuluş Günü’ ilan etti. Başkanlık koltuğuna oturduğu ilk günden beri ABD’nin dış ticaretini yapısal olarak değiştirecek adımlar atan Trump’ın ticaret politikasının çarşamba günü netleşmesi bekleniyor.

Trump 2 Nisan’ı Amerika’nın ‘Kurtuluş Günü’ ilan etti. Başkanlık koltuğuna oturduğu ilk günden beri ABD’nin dış ticaretini yapısal olarak değiştirecek adımlar atan Trump’ın ticaret politikasının çarşamba günü netleşmesi bekleniyor. Trump’ın Kanada, Meksika, Çin ve Avrupa gibi Amerika’nın en önemli ticaret partnerlerini ek gümrük vergileriyle tehdit etmesinin sadece bir müzakere taktiği olmadığı kesinleşirse, dünya ticaretinin temel dinamiklerinin yeniden şekillendiği bir döneme gireceğiz. Bugüne kadar küresel ticaretin serbestleşmesinin en büyük kazananı olan ABD’nin gümrük duvarları örerek korumacı bir ekonomiye dönmesi, diğer ülkeleri de kendi ekonomilerini daha fazla korumaya itecektir. Trump’ın ticaret savaşlarının küresel ticaretin nimetlerinden en fazla yararlanan ülke olan Amerika’nın hem kendine hem de müttefiklerine üreteceği maliyet yüksek olacak.

Ticaret Savaşları Kalıcı mı?

Ekonomik küreselleşmenin kaybedenlerinin iktidara getirdiği Trump’ın Amerika’da yatırım ve ithal ürünlere ek gümrük vergisinde ısrar etmesi, bu yapısal dönüşüm sürecinin ne kadar maliyetli olacağıyla da yakından ilişkili. ‘Kurtuluş günü’ ekonomik daralma, enflasyon ve işsizliğin artmasına neden olursa, Trump bu politikasını gözden geçirmek zorunda kalabilir ancak o aşamada Amerika’nın küresel ekonomiye dönüşü de kolay olmayacaktır. İlk Trump dönemini ‘idare ederek’ ABD’nin normaline dönmesini bekleyen müttefikleri, bu sefer Amerika’nın küresel ticaret savaşlarının kalıcı olacağının farkına varmış durumda.

Trump’ın iktidarını destekleyen finans çevreleri, ilk döneminde olduğu gibi regülasyonların azaltılması ve vergi indirimlerinden ümitliydi. Trump ilk döneminde NAFTA gibi serbest ticaret anlaşmalarını yeniden müzakere ederek nispeten küçük değişikliklerle yetinmişti. En büyük ekonomik baskıyı Çin’e uygulayan Trump, orada bile Amerika için daha avantajlı olacak nihai bir ticaret anlaşması hedefi doğrultusunda hareket ediyordu. Avrupa’yla ticaretin de temel dinamiklerine dokunmayan bazı ek vergiler getirmişti ancak küresel ticareti yapısal olarak değiştirecek adımlar atmamıştı.

Biden’la Trump’ın Farkı

Biden yönetimi Trump’ın Çin’le ticaretteki korumacı politikalarına birçok açıdan devam etmişti. Trump’ın ek gümrük tarifelerini kaldırmamış ve yeni kısıtlamalar getirmişti. Çin’le ileri teknoloji alanındaki mücadele bağlamında çip ihracatını yasaklayan Biden yönetimi, Çin’e bağımlılığı azaltmaya çalıştı. Ancak bunu yaparken Trump gibi üretimin Amerika içinde olmasına değil, Amerika’nın müttefiki ülkelere kaydırılmasına odaklanmıştı. Bunu vergi teşvikleriyle yapmaya çalışan Biden, gümrük vergilerini müttefiklerine karşı cezalandırma aracı olarak kullanmadı. Trump ise ticaret savaşlarını Çin’le sınırlı tutmayıp Amerikan ürünlerine gümrük uygulayan bütün ülkelere karşı genişletmek istiyor.

Biden yönetimi Amerika’nın küresel liderlik rolünün ancak içinde bulunduğu ittifakları güçlendirerek devam edeceğine inanıyor ve ticaret politikasını da buna göre şekillendiriyordu. Çin’le mücadeleyi Amerika’nın ve müttefiklerinin rekabet kapasitesini artırarak yapmak isteyen Biden, küresel ticaret dinamiklerini ABD lehine şekillendirmeye çalışıyordu. Buna karşın Trump mevcut küresel ticaret koşullarının Amerika’nın aleyhine olduğunu düşünüyor ve bunun değişmesi gerektiğine inanıyor. Bu bağlamda Trump ikili ticarette Amerika’nın hasımları Çin ve Rusya’yla müttefikleri Kanada, Meksika ve Avrupa arasında çok fark görmüyor.

Amerika’nın Ekonomik Gücü Nerden Geliyor?

Amerikan ekonomisinin gücünün nerden geldiğine baktığımızda inovasyondan vergi politikalarına ve insan kaynaklarından askeri güce kadar birçok etken sayılabilir. Bunlar arasında son 30 senedir Amerika’nın dünya ekonomisine en entegre ekonomi haline gelmesi bana göre en kilit etkenlerin başında geliyor. Internet devrimiyle birlikte küreselleşmenin baş döndürücü bir hızla ilerlemesi, en fazla bu devrimin öncüsü olan Amerikan ekonomisini ödüllendirdi. Bununla birlikte üretim altyapısı ve istihdamın Amerika’yı terk etmesinin yarattığı sosyoekonomik sorunların giderilmemesi uzun vadede Trump’ın temsil ettiği korumacı ticaret anlayışını güçlendirdi. Büyük şirketler kazanırken alt sınıflar kaybedince ekonomik küreselleşmeye karşı da tepki büyüdü.

Amerikan ekonomisinin dünya ekonomisiyle ne kadar entegre olduğunu görmek için Amerika’nın en büyük şirketlerinin cirolarına bakmak yeterli. Özellikle teknoloji devlerinin gelirlerinin çoğunun Amerika dışından geldiğini görüyoruz. Örneğin Apple’ın 2024’teki 391 milyar dolarlık net satışlarının sadece 167 milyar doları (%42.7) Amerika içi satışlar olarak gerçekleşmiş. Google’ın aynı yıl ABD içi geliri ise %49 olarak gerçekleşmiş. Amerikan borsasındaki S&P 500 indeksinde yer alan şirketlerin 2024 yılı gelir 17 trilyon dolar olarak gerçekleşirken bunun 7 trilyon dolarlık kısmı (%41) yurt dışındaki satışlardan sağlanmış. Trump’ın uyguladığı ek gümrük vergilerine diğer ülkeler tarafından karşılık verildiği zaman bu gelirlerin aynı seviyelerde kalması çok daha zor hale gelecek.

Trump’ın izlemek istediği korumacı politikaların sadece uluslararası ticareti değil Amerikan şirketlerinin dış yatırımlarını da daha maliyetli hale getirmesi, ABD’nin ekonomik gücünü negatif etkileyecektir. İstihdamı ve üretim altyapılarını geri getirmek adına ekonomik teşvikler yerine gümrük vergisi gibi cezalandırma yöntemlerini seçen Trump’ın bu şekilde maliyetleri artırma riskiyle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Bu maliyetin büyük şirketler tarafından tüketiciye yansıtılması yüksek enflasyon ve ürün kalitesinde düşüş anlamına gelirse Trump istediği siyasi sonucu elde edemeyecektir. Önce Amerika anlayışı doğrultusunda yaşanacak ekonomik dönüşümün kısa vadede sancılı ama orta ve uzun vadede Amerikan çıkarına olacağını söyleyen Trump’ın 2 Nisan’ı ‘Kurtuluş Günü’ ilan etmesi, korumacı ticaret politikalarının maliyetinin yüksek olacağının farkında olduğunu gösteriyor.

[Yeni Åžafak, 2 Nisan 2025]