Dünyada İslam Karşıtı ve Irkçı Terör Saldırıları Artıyor

Son yıllarda dünya genelinde Müslümanlara karşı terör eylemleri artış gösteriyor. Dünya kamuoyunun çoğu zaman ilgisiz kaldığı ve tepki göstermekten çekindiği Müslümanlara yönelik taciz, nefret suçu ve terör saldırıları artıyor.

Devamı
Dünyada İslam Karşıtı ve Irkçı Terör Saldırıları Artıyor
Güvenli Bölge mi Tampon Bölge mi

Güvenli Bölge mi, Tampon Bölge mi?

Güvenli bölge konusunda Türkiye'nin önceliği her ne kadar sınır hattının terörden temizlenmesi olsa da, bölgenin imar edilmesiyle birlikte mültecilerin geri dönüşünün sağlanması da büyük önem arz ediyor.

Devamı

Alptekin: PYD’nin PKK’nın Suriye şubesi olduğunu bilmeyen yok. ABD eski savunma bakanı Carter’dan Suriye özel temsilcisi Jeffrey’e kadar herkes bu ilişkiyi bilerek girdi bu işe. PYD’nin zorla silahaltına aldığı Kürt çocuklarını çatışmaya sürdüler, DEAŞ’ı ise halının altına süpürdüler.

Uluslararası güçlerin kontrolünde YPG'yi koruyacak bir güvenli bölgenin kabul edilmesi mümkün değil..

Çekilme Türkiye ile koordine edilmedikçe ABD'nin bıraktığı boşluk fiilen İran tarafından doldurulur. Ve Ortadoğu da ağırlıklı şekilde Rus nüfuzuna kalır. Tel Aviv dahil bütün müttefik başkentler yönünü giderek Moskova'ya çevirir.

Seçim dönemlerinde gündemi kimin belirlediği önemlidir.. Son birkaç seçimdir CHP’ye yakın dizi oyuncuları, gazeteler, televizyon kanalları, gazeteciler, sanatçılar ya da bazı örgütler, CHP’nin gündemini belirleyebiliyor.

Amerikalı Danışmanlar Çabuk Döndüler

Bolton, Mattis ve diğerleri baştan beri çekilmenin karşısında pozisyon aldı. Trump'ı engellemeye çalışacaklar...

Devamı
Amerikalı Danışmanlar Çabuk Döndüler
Cumhurbaşkanı NYT Makalesinde Suriye de Barışı Sağlamak için Hazırlıklı Olduğunu

Cumhurbaşkanı NYT Makalesinde Suriye’de Barışı Sağlamak için Hazırlıklı Olduğunu Vurguladı

Kriter Dergisi Yayın Koordinatörü Yusuf Özkır Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın New York Times gazetesinde yazdığı makale hakkında değerlendirmede bulundu.

Devamı

Griffiths’in müzakerelerin açılışında “Yemen’in kaderi masada oturanların elinde” sözü üzerinde durulmaya değer. Bu ifade, tarafların ‘vekilliğini’ üstlendikleri Suudi Arabistan ile İran etkisinden kurtulması için bir çağrı olarak da değerlendirilebilir. Ama aynı zamanda müzakerelerin hangi noktaya kadar ilerleyebileceğine dair de önemli bir ip ucu.

Krizin bugüne kadar ürettiği insani maliyet de göz önünde bulundurulduğunda müzakerelerin başlaması ümit verici bir başlangıç.

Kendini iktidar alternatifi olarak gören bir ana muhalefet partisinin liderinin, her yurt dışı gezisinde ya da uluslararası medyaya yazdığı her yazıda, ülkesini Batılılara şikâyet etmesi problemlidir. Seçilmiş iktidarı değiştirmek için batılılardan destek istemek ve beklemek ise hepten sorunludur.

Washington Post gazetesi köşe yazarı Cemal Kaşıkçı cinayetine dair bulgular azmettiricinin kimliği konusunda kapıyı aralamış durumda. Kaşıkçı’nın yazarı olduğu gazetenin 25 Ekim’de Veliaht Prens Muhammet Bin Selman’ın (MBS) fotoğrafını tam sayfa yayınlayarak Suudi Arabistan’a giden ABD Dışişleri Bakanına hitaben “gerçeği talep edin” manşeti ile çıkması küresel medya açısından faile dair adresin yönünü de göstermişti.

Bu rapor 2003’ten bugüne uygulanan “Şartlı Eğitim Yardımı”nı incelemektedir.

Doç. Dr. Talha Köse, 'Prens bin Selman'ın karşı karşıya kaldığı suçlamadan en fazla İsrail rahatsızlık duyuyor. Çünkü Veliaht kendi yatırımları gibiydi. Bu yatırımlarının boşa gitmesi onları rahatız ediyor.' dedi.

Türkiye’nin Batı karşısındaki hiyerarşiyi reddeden arayışına yönelik tepki, kuşkusuz en açık şekilde medya bağlamında görünür olmaktadır.

Cumhurbaşkanımızın Almanya ziyareti ile son üç yılda oldukça gerilen Türk-Alman ilişkilerinde beyaz bir sayfa açılmasının ve siyasi ilişkilerin normalleştirilmesinin ilk adımı atılmış oldu.

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) bünyesinde hazırlanan Kriter dergisinin 28. sayısı raflardaki yerini aldı.

Karşılıklı ekonomik ilişkilerimiz iki ülke için de vazgeçilmez boyutta.. Ancak öyle gözüküyor ki Alman siyasetçiler henüz yeterince cesur değil..

Erdoğan, mevcut uluslararası düzendeki statü dağılımından rahatsızlığını açıkça belirtirken, Türkiye’nin büyük güç olarak tanınması gerektiğini net bir şekilde ortaya koydu. “Büyük güç statüsü elde etmeyi” Türkiye’nin yeni dış politika doktrinin ilanı olarak değerlendirebiliriz.

Başkan Erdoğan BM'nin yapısal reformdan geçerek asli vazifesi olan dünya barışı ve insan haklarını koruma sorumluluğunu daha etkili bir şekilde yerine getirmesi çağrısını yineledi.

Erdoğan ve Bahçeli’nin bir araya gelmesinin ardından yerel seçimlerde iş birliği ile ilgili bir ara formül ya da üçüncü bir yol bulunacaktır...