Uluslararası toplumun, Gazze’deki insani krizi çözmek için daha fazla çaba harcaması ve uzun vadeli barışa katkıda bulunması gerekmektedir. Gazze'ye yönelik insani yardımlar, insanlığın dayanışmasının bir göstergesi olmanın ötesinde, bu çatışma ve zorlu yaşam koşullarında umut ve yaşamı sürdürülebilir kılmak için vazgeçilmezdir.
Devamı
Uzun bir süredir ABD’yi bölgeden çıkartma hedefi bulunan İran için son gelişmeler elverişli bir fırsat sunuyor. Öte yandan ABD de hem bölgede konuşlandırdığı savaş gemileri hem de İsrail için kesenin ağzını sonuna kadar açmasıyla bölgede bir süre daha kalmak istediğinin sinyallerini verdi; fakat hem Ukrayna hem de Filistin’de iki ayrı savaşı nasıl yürüteceği sorusunun cevabı belirsiz.
Devamı
İsrail, 7 Ekim sonrası birçok analiste göre eskisi gibi olmayacak. Bu doğru bir tespit çünkü travmanın boyutları geniş. İsraillilerin İsrail içerisinde güvensiz olmaları, güvenlik birimlerinin geç müdahalesi ve tek başına çaresizlik hali, İsraillileri; güçlü, kararlı ve belki de tavizsiz lider tiplerine yöneltecek. İsrail’de iki devletli çözüm için toplumsal desteğin iyice yok olacağını söylemek sürpriz olmaz.
Öncelikle, Filistin-İsrail sorunundaki dengeler değişti. Filistinli aktörlerin vurucu ve caydırıcı gücünü gören İsrail yönetimi, insan haklarını ve uluslararası hukuk ilkelerini çiğneyerek pervasız bir şekilde şiddetli ve orantısız bir karşılık verdi. Bu topyekun saldırının da sorunu çözemeyeceğini gören İsrail, bir süre sonra bir “karşı taraf”ın varlığını kabul etmek zorunda kalacaktır.
Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiyi genel olarak incelediğimizde, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, ortak tehdit algısına dayalı bir stratejik ortaklık oluşturulmuş olduğunu görmekteyiz. Özellikle 1960-1980 arasında iki ülke arasında yaşanan deneyimlerin ise mevcut karşılıklı güvensizliğin zeminini hazırladığını ve tarihi kaygıları öne çıkardığını söyleyebiliriz.
Türkiye’de seçimler her ne kadar Osmanlı’dan miras kalmış olsa da cumhuriyetin demokratik seçimlerle tanışması 1950’yi buldu. Üstelik bu tanışmanın ardından en kritik siyasi mekanizma haline geldi ve mevcut siyasi, ekonomik ve sosyal ayrışmaların mücadele sahası oldu. Bunun neticesinde ise taraflardan biri seçimleri meşruiyet kaynağı, diğeri ise gerektiğinde müdahale gerektirebilecek bir tehlike olarak gördü.
Türkiye’de yerel yönetimler ve özelde belediyeler, bitmeyen bir reform alanı olarak her dönem popülerliğini korumuştur. Tanzimat ile açılan perde, farklı sekanslarda sürmeye devam etmektedir. Özellikle 2002 sonrası kamu yönetimindeki reform dalgaları ve yerel yönetimlere yönelik yansımalar, ayrıca bir başlığı hak etmektedir.
Devamı
1990’larda Türk siyasetçilerin konuşmalarında geçen Türk dünyası ifadesi, Türkiye’nin irredantist ve Pantürkist politikalarının kanıtı olarak gösterilirken, otuz yıl içerisinde anlam değiştirerek, Türk devletleri arasındaki çok taraflı iş birliğini tanımlamak için kullanılan bir kavrama dönüşmüştür.
Devamı
Muhalefetin Cumhuriyetin ikinci asrına girildiği bu dönemde bir yol ayrımında olduğu söylenebilir. Buradaki ilk seçenek, diğer bazı Batı ülkelerinde olduğu gibi popülist yaklaşımların etkisiyle daha çatışmacı bir dil kullanmaktır. Böyle bir yaklaşımın toplumun kutuplaşması yönünde bir etki doğuracağı ve uzun vadede toplumsal bütünlüğe zarar vereceği açıktır.
2000’lerde gösterdiği ekonomik ve askeri kapasite artışı sonucu Türkiye’nin daha bağımsız bir dış politikaya yönelmesi, ABD ve Avrupalı müttefiklerinde rahatsızlığa yol açarken, 2010’larda Ankara’yı yeniden Batı eksenli politikalara döndürme yolunda bu ülkelerden gelen baskı ve yaptırımlar, krizin daha da büyümesine yol açtı.
Türk-Rus ilişkilerinin neden ekseriyetle çatışmalar etrafında şekillendiğini anlamlandırmak için, 18’inci yüzyılın başındaki Büyük Petro döneminin Asya ve Avrupa haritalarına yakından bakmak gerekir. Rus Çarlığını imparatorluğa dönüştürmeyi hedefleyen Çar Birinci Petro, bunun yolunun deniz ticaret yollarına hakim olmaktan geçtiğini görmüştü.
Türk harp sanayiinin sonuncu gelişme evresinin belirleyici özelliği, son 20 senedir iktidarda olan AK Parti’nin gerek parti tüzüğü gerekse seçim beyannamelerinde geniş yer verdiği “savunma sanayii söylemi”dir. Bu söylem, “yerlileşme”, “millileşme” ve “stratejik otonomi” arayışları üzerine kurgulanmış, müteakiben “Milli Teknoloji Hamlesi” nüvesiyle daha somut bir çehreye kavuşmuştur.
Türkiye halen Balkanlarda karşılıklı ekonomik çıkarlar, güvenlik iş birliği ve sosyal kalkınma gibi konuları merkeze alarak Balkan devlet ve toplumlarının tamamıyla çok yönlü, uzun soluklu ve samimi ilişkiler kurma ilkesiyle hareket ediyor. Siyasi ilişkilerde istikrarın korunmasına öncelik verirken ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda mevcut ilişkileri daha da derinleştirmenin yollarını arıyor.
Türkiye’nin terörizmle mücadelesinin önümüzdeki dönemde alacağı hal, geçmişten alınan dersler bağlamında önemli. Türkiye için bir beka sorunu olan terörizme, Türkiye’nin, aynı “agresif-önleyici” yöntemle cevap vermesi gerekiyor. Pasif kalındığında palazlanan ve dış destek bulan terör örgütlerinin uzun vadeli bir “gerçek” olduğu malum. Bu gerçekle mücadele etmek ve terörü “marjinal” hale getirip “anlamsızlaştırmak”, önümüzdeki sürecin mecburiyeti.
Türkiye tek dereceli seçime ancak 1946’da, çok partili hayata başlamasıyla geçebilecektir. Dikkat çekici husus, daha Birinci Meşrutiyet’te iki dereceli seçimleri savunan vesayetçi siyasi kültür kodunun, 50 yıl sonra CHP ideoloğu Recep Peker örneğinde olduğu gibi aynı gerekçeleri kullanarak, antidemokratik anlayışla devam edebilmesidir.
Osmanlı modernleşmesinden itibaren toplum ve seçkinci elitler arasında var olan ayrışma, geçtiğimiz yüzyıl içinde, Türkiye siyasetindeki hakim belirleyici olmuştur. Siyasi ve sosyolojik analizlerde, merkez-çevre ayrımı olarak öne çıkan bu bölünme çizgisi, Türkiye’de siyasal partilerin siyaset üretme zeminini ve toplumla kurduğu ilişki biçimini de şekillendirmiştir.
Türkiye Soğuk Savaş sonrasında NATO gibi geleneksel ittifak ilişkileri içinde daha iddialı bir rol oynama arzusunu gösterirken, bir yandan da müttefiklerini çeşitlendirme yoluna gitmiştir. Bu sayede daha otonom bir dış ve güvenlik politikası yürütülmesi amaçlanmıştır. Bu anlamda Türkiye; ilgi, çıkar ve sorumluluk sahalarında çeşitli devletlerle güçlü siyasi, askeri ve ekonomik ilişkiler geliştirmiştir.
Yürürlüğe girişinin üzerinden kırk bir yıl geçen 1982 Anayasası’nda gerçekleşen değişiklikler ve darbecilerle hesaplaşma, aslında demokratik anayasa yapımı için bir başlangıç iradesi olarak değerlendirilmelidir. Hukuksal anlamda teknik birtakım dönüşümleri gerçekleştiren siyasi iradenin, Türkiye’yi yeni yüzyılına taşıyacak demokratik bir kurucu iradeyi harekete geçirecek motivasyonu da artık ortaya koyma zamanı gelmiş gözükmektedir.
Türkiye son yıllarda iklim değişikliği ile mücadele çalışmalarına hız vermiş, kapsamlı çalışmalar yapmıştır. Bu anlamda iklim krizine bağlı afetlere karşı direnç kazandıracak çevre politikaları uygulamaya geçilmiştir. Çevrenin korunması için döngüsel ekonomi ilkelerinin uygulanması ve zorunlu standartlar ile ekonomik araçlar ve teşvikler, maksimum düzeyde kullanılmaktadır.
Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) bünyesinde hazırlanan Kriter dergisinin 84. sayısı raflarda yerini aldı.
Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) bünyesinde hazırlanan Kriter dergisinin 83. sayısı raflarda yerini aldı.