Kalkınma Yolu orta vadede Irak’taki bütün siyasi aktörlerin kazanacağı, kazandıkça daha fazla destekleyeceği, işlevsiz hale gelmesi durumundaysa hepsinin kaybedeceği bir proje niteliğinde.
Devamı
Türkiye tarafından geliştirilen ve öncelikli olarak desteklenen Kalkınma Yolu Projesi, Ankara için küresel ve bölgesel öneme sahip bir proje. Küresel açıdan düşünüldüğünde, Covid-19 Pandemisi ve Rusya'nın Ukrayna'yı işgaliyle tedarik zincirlerinde ve mutat ticaret yollarında yaşanan aksamalar ve algılanan riskler, bütün devletlere "çeşitlendirmenin" ne kadar hayati olduğunu göstermişti. Bu durum, Mart 2021'de Süveyş Kanalı'nda karaya oturan Ever Given adlı gemi hadisesi ve İsrail'in Gazze'ye saldırısı sonrasında Husiler kaynaklı kanal güzergahındaki risklerle birlikte teyit edilmişti.
Devamı
Türkiye'nin Irak'ın kuzeyine yönelik muhtemel askerî harekâtı 2024 yılının en önemli başlıklarından biri haline geldi. Özellikle Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Irak'ı ziyaretinin ardından Türk kamuoyu konuyu gündemine aldı. Ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Irak'ı ziyareti ve operasyon için işaret edilen mevsimin gelmesiyle birlikte de beklentiler giderek arttı.
SETA Dış Politika Araştırmacısı Can Acun, TRT Haber ekranlarında yayınlanan Birinci Sayfa programında, Türkiye’nin terörle mücadelesinin Irak cephesinde son zamanlarda yaşanan gelişmeler üzerine değerlendirmelerde bulundu.
Bu analiz Irak’ta Bağdat ve Erbil yönetimleri arasındaki sorunlar ve bu sorunların sürüncemede kalışının Türkiye’nin Irak ile güvenlik, su sorunu ve ekonomik ilişkilerde iş birliklerini derinleştirmesine ket vurduğunu ileri sürmektedir. Ayrıca çalışmada Türkiye-Irak ilişkilerinin mevcut fotoğrafı çekilerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tarihi ziyareti kapsamında iki ülke arasında geleceğe yönelik stratejik ortaklık imkanlarının neler olduğu incelenmektedir.
Yerel seçim gündeminin yoğunluğuyla gözden kaçırmayalım. Son aylarda Türk dış politikasında önemli bir ivmelenme dönemine girdik. Bir dizi gelişme peşi sıra ve birbirini güçlendirecek şekilde gerçekleşiyor.
Alanında yetkin ve söz sahibi araştırmacıların katkı verdiği eserimiz Türk dış politikasının nabzını tutmaya devam ediyor. 2009 yılında yayın hayatına başlayan Türk Dış Politikası Yıllığı, bu eser ile birlikte on dördüncü kitabına ulaştı.
Devamı
Ankara'nın Libya inisiyatifi Avrupa ve Ortadoğu başkentlerinde yeni bir Türkiye tartışması başlattı. Türkiye'nin giderek daha etkili bir güce dönüştüğünü kabul eden bu tartışmanın iki boyutu var. İlki, Suriye'den Libya'ya Doğu Akdeniz çevresinde güç denklemlerindeki somut değişime odaklanıyor. İkincisi ise niyetleri sorgulayan tam bir propaganda savaşı durumunda. Bu iki boyutu ayrıştırmadan Türk dış politikasının son dönemdeki hamlelerini, kapasitesini ve niyetini anlamlandırmak mümkün olmaz.
Devamı
Amerika'nın dünyaya olan ilgisizliği çoğunlukla Trump'la ilişkilendiriliyor. Bu mantığa göre, Trump dış politikaya ilgisiz bir popülist olduğu için Amerika'nın tutarlı bir stratejik planlaması bulunmuyor. Gerekli gereksiz herkesle sert diplomatik kavgalara girişiyor. Sonra pek bir sonuç da almadan bunların üstünü kapatıp geçiyor. Takipçilik özelliği olmadığı artık sır değil.
Gazeteci Cüneyt Özdemir'in HDP milletvekili Garo Paylan ile yaptığı bir yayında ısrarlı sorularına rağmen Paylan'ın PKK için bir türlü terör örgütü diyememesi ise aslında hepimizin bildiği ama kimilerinin bilmezlikten geldiği HDP-PKK ilişkisini tekrar gündeme getirdi.
Türkiye’nin önümüzdeki dönemde milli güvenliğini ve ulusal çıkarlarını doğrudan etkileyecek belli alanların olduğu söylenebilir. Bu stratejik alanları Fırat'ın doğusu (Irak'ı içerecek şekilde İran sınırına kadar uzanan bölge kastedilmektedir), Akdeniz'in doğusu ve Libya'nın doğusu olarak sıralamak mümkündür. Son dönemde tüm bu alanlarda Türkiye'nin askeri ve diplomatik olarak varlığını güçlü bir şekilde hissettirdiği açıktır. Türk dış politikası son yıllarda bölgede istikrarsızlık üreten ve doğrudan ülkemizi ilgilendiren başlıkları oldukça dinamik bir tempoyla takip etmektedir. Neredeyse her yıl sorunlu birçok alanda çözüm üretmek artık sıradanlaşan mesailer olarak karşımıza çıkmaktadır. Şüphesiz bu krizlerin her birinden ciddi tecrübeler edinen ve bir sonrakine daha hazırlıklı yaklaşan Türkiye'nin uluslararası siyasetin gidişatını en iyi değerlendiren aktörlerin başında geldiğini söylemek mümkündür
Orta Doğu’da en etkili ittifak ağına sahip olan ülke kuşkusuz İsrail’dir.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu mayıs sonundan bu yana iktidarın muhalefeti "sokağa dökerek OHAL ilan edeceğini" iddia ediyor. En son 3 CHP ve HDP'li ismin milletvekilliğinin düşürülmesinden sonra bu söylemini genişletti.
Amerika'da siyahilere yönelik polis şiddeti yeni değil. Sıkça karşılaşılan bir durum. Bunu protesto etmek için zaman zaman gösteriler de yapılır. Ancak bu kez ortalık birbirine girdi. Hızla bütün şehirlere yayılıyor. Korona salgını bile unutuldu. On binlerce insan sokaklarda. Gösteriler yağmaya ve şiddete dönüştü. Ölüm ve yaralanma haberleri artıyor. Başta polis merkezleri olmak üzere devlet binaları ateşe veriliyor.
2015 yılında İran ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimî üyesi beş ülke ve Almanya (P5+1) arasında nükleer sorunun çözümüne dair anlaşma (Kapsamlı Ortak Eylem Planı-KOEP) imzalandığında birçok uzman, artık ABD ve Avrupa ile sorunlarını çözen İran’ın bölgede yayılmacı bir politika izleyeceği ve Orta Doğu’yu domine edeceği öngörüsünde bulunmuştu. Ancak Tahran’ın bölgede zaten belli bir süredir izlediği nüfuz politikasının belki kuvvetleneceğini ama bu politikanın İran’ın bölgedeki etkinliğini artırmak yerine yıpranmasına yol açacağını söyleyenler de vardı ki, bu satırların yazarı bu ikinci gruba mensuptu.