15 Temmuz sonrası iyice netleşen bir husus dikkatimi çekiyor: "Türkiye karşıtı" kampanya Almanya ve Avusturya'da artık AK Parti muhaliflerinin eliyle ve söylemleriyle yürütülür olmaktan çoktan çıktı.
Devamı
15 Temmuz sonrası iyice netleşen bir husus dikkatimi çekiyor: "Türkiye karşıtı" kampanya Almanya ve Avusturya'da artık AK Parti muhaliflerinin eliyle ve söylemleriyle yürütülür olmaktan çoktan çıktı.
Devamı
Dünyadaki yargı sistemlerini inceleyen SETA, AYMnin görevlerinin yeniden düzenlemesi gerektiğini, Yüce Divan görevinin de Yargıtaya verilmesi gerektiğini öneriyor.
İslam düşmanlığı, mülteci ve göçmen karşıtlığı ile körüklenen Brexit kampanyası sonrası Birleşik Krallık'ta yabancılara yönelik ırkçı saldırılar birkaç hafta içerisinde görülmemiş boyutlara ulaştı.
Bu analizde, yüksek yargının yeni anayasayı ilgilendiren yönleri tartışılmıştır.
Yeni dönemde terörle mücadelede de, paralel devlet yapılanması ile mücadelede de bir hızlanma göreceğiz. Ve bu hızlanma doğrudan siyasetin alanını genişletecek.
Mevcut yönetim sisteminin ne kadar kırılgan olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bu anlamda yeni dönemin en önemli özelliği bir sistem tadilatı dönemi olmasıdır.
Devamı
Son günlerde toplum olarak canımızı çok yakan terör eylemlerinin faillerine ve örgütlerin yakalanan mensuplarına bakıldığında, karşımıza farklı kimliklerinden dolayı toplumun marjinlerine itilmiş değil aksine toplumsal merkeze yakın, büyük şehirlerde üniversite okurken radikalleşmiş profiller çıkmaktadır.
Devamı
Medyanın bilerek veya bilmeyerek teröre doğrudan veya dolaylı destek vermesini engelleyecek yeni bir medya etiği, meslek kuralları ve medya düzeni gerekiyor.
Saldırı sonrasında PKK'ya güvenip "bahar edebiyatı" yapan ve PKK'ya "elverişli bir terör ortamı" sunmak için elinden geleni ardına koymayanlar ne yaptılar?
Anayasa Mahkemesi’nin gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül’le ilgili verdiği hak ihlali kararına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Fahrettin Altun, “Skandal bir karar çünkü ortada açık ve net bir şekilde yetki gaspı var ve mahkemenin siyasallaşması söz konusu.” yorumunda bulundu.
Mahkemenin verdiği yayın yasağı kararından sonra Can Dündar ve Erdem Gül'ün MİT TIR'ları ile ilgili görüntüleri yayınlaması habercilik refleksi ile açıklanamazdı.
Mahkeme bilinçli olarak, milli iradeyi hiçe sayıp sınır ihlali yapan söz konusu bireylerin yanında durmayı tercih etmiştir.
Geziciler. Paraleller. PKK'lılar. Türkiye'nin son döneminin meşhur kalkınma karşıtı kalkışmacıları! Her üçü de yalan bilgi kırıntıları üzerinden siyasal alan devşirmeye çalıştılar.
Türkiye, Ali Mazrui'nin ifade ettiği şekliyle modern Afrika'yı etkileyen "yerel, İslami ve Batılı kodlar"ı veri kabul ederek bu coğrafyada etkili olmak istiyor.
Anayasa Mahkemesi'nin geçmişte olduğu gibi jenerik ve normatif ifadelerle "siyaset"e soyunduğu açıktır.
AK Partinin mecliste 317 sandalye kazanmasının bir diğer açıdan, herhangi bir anayasa değişikliğini halk oylamasına sunmak için yeterli olan 330 sınırına ulaşamadığı anlamına geliyor.
Analiz, Anayasa Mahkemesinin üç yıllık bireysel başvuru bilançosunu ve bireysel başvuru yolunun geleceğini değerlendirmektedir.
Turuncu Dergisinin 28 Şubat Sürecinin yıldönümü dolayısıyla SETA Araştırmacısı Hatem Ete ile gerçekleştirdiği röportaj
Türkiye’de 1937 yılından itibaren anayasal bir ilke haline gelen laikliğin tanımı ve gerekleri konusunda sürekli tartışma yaşanmıştır. Üniversitelerde uygulanan başörtüsü yasağı, bu tartışmalı alanların belki de en yakıcısı olmuştur. Başörtüsü yasağı, sadece bazı öğrencilerin yüksek öğrenim hakkını kullanamaması sonucunu doğurmakla kalmamış, aynı zamanda yargı-siyaset ilişkisini de etkileyen bir meseleye dönüşmüştür. Bu yasağı kaldırmaya yönelik tüm yasal ve anayasal girişimler yargı engeline takılmıştır.Diğer yandan, başörtüsü yasağına dair söylem ve eylemlerin siyasi bedeli de çok ağır olmuştur. Yasağın kalkması gerektiğini savunan iki siyasi parti laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldikleri gerekçesiyle kapatılmıştır. Başörtüsünü üniversitelerde serbest bırakmak amacıyla yapılan anayasa değişikliğine destek veren iktidar partisi de kapatılmaktan bir oyla kurtulmuş, ancak hazine yardımından mahrum bırakılmıştır.
İddiaların aksine, Türk siyasal yaşamı içerisinde, 12 Eylül bir milat değildir. Bugün içinde yaşadığımız siyasal iklim de 12 Eylül rejiminin vaz ettiği ve öngördüğü bir iklim değildir. Olsa olsa, 27 Mayıs 1960’ta açılan parantez içinde, bürokratik vesayeti tahkim etmek için gelenekselleşen müdahaleler silsilesinde, önemli bir durağı temsil eder, o kadar.