Amerikan istihbarat kurumlarının ortak hazırladığı yıllık tehdit değerlendirme raporu hem ulusal hem de küresel tehditlerle ilgili uyarılara yer veriyor. Raporda Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore gibi devlet aktörlerinin yarattığı tehditler ayrı ayrı tartışılıyor. Bunlarla birlikte Gazze savaşının ‘bölgesel bir krizin nasıl geniş sıçrayan etkilerinin olabileceğini ve diğer alanlardaki uluslararası iş birliğini zorlaştırabileceğini’ gösterdiği belirtiliyor. Bu krizin ‘yüksek kabiliyetli bir devlet altı aktör’ olan Hamas tarafından tetiklendiği, bölgesel hedefleri olan İran tarafından alevlendirildiği, Çin ve Rusya’nın söylemleriyle Amerika’nın küresel pozisyonunun altını oymak için kullandığı değerlendirmesi yapılıyor. Küresel sistemin büyük güçler arasındaki mücadele, bölgesel krizler ve uluslar üstü tehditler yüzünden çok daha kırılgan hale geldiğini ifade eden rapor hem uluslararası sistemin kurallarına hem de Amerika’nın hâkim pozisyonuna Çin, Rusya, İran ve bölgesel aktörler tarafından meydan okunduğuna dikkat çekiyor. Amerikan istihbarat bürokrasisinin dünyayı nasıl gördüğüne dair önemli ipuçları içeren rapor, ülkenin siyaset kurumlarının alacağı kararlar için de önemli bir referans kaynağı oluşturuyor.
Devamı
5 Aralık'ta ABD tarihinde eşi ve benzerine ancak McCarthy döneminde rastlanacak türden bir gelişme yaşandı. Ülkenin en önemli üniversitelerinden Harvard, Pennsylvania ve MIT'nin rektörleri, üniversite kampüslerinde yayıldığı iddia edilen anti-semitizm dalgası sebebiyle ABD Temsilciler Meclisinde sorgulandı. Pennsylvania Üniversitesi Rektörü Elizabeth Magill, baskılara dayanamayarak istifa etmek zorunda kaldı. Harvard Üniversitesi Yönetim Kurulu üyeleri ise yaptıkları toplantı sonrasında Rektör Claudine Gay'e desteklerinin tam olduğunu ifade etti. ABD Başkanı Joe Biden ise, akademik özgürlüğü odağına alan ve kurucu ABD değerlerinin sorgulanmasına yol açan bu tartışmanın dışında kalmayı tercih ediyor. Zira tartışma, ABD'nin yaslandığı değerler sisteminin sorgulanması sonucunu doğuracak bir potansiyeli ihtiva ediyor.
Devamı
Geçen hafta Temsilciler Meclisi’nde düzenlenen bir açık oturumda Amerika’nın en prestijli üç üniversitesinin (Harvard, MIT ve UPenn) rektörleri ifade verdi. Rektörler kampüslerinde antisemitizmin yükselişine ve Yahudi öğrencilerin taciz edilmesine engel olmadıkları iddialarıyla karşı karşıyaydı. Oturumda UPenn Rektörü Liz Magill’in New York Temsilcisi Liz Stefanik’in bir sorusuna verdiği cevap, rektörün istifa etmesiyle sonuçlanan yeni bir fırtına kopardı. Stefanik’in ‘birini indirdik, ikisi kaldı’ diye tweet attığı olay sonrasında üniversitelerde ifade özgürlüğünün sınırları tartışması yoğunlaşarak devam ediyor. Geçen haftaki yazımda İsrail yanlısı lobi gruplarının Filistin yanlısı gösterilerin ve İsrail’e karşı eleştirilerin antisemitizm olarak damgalanmasına odaklandığını yazmıştım. UPenn rektörünün bu kampanyanın kurbanlarından biri olduğunu söylemek mümkün.
Demokratların 110 milyar dolarlık ek bütçeyi Senato’dan geçirme çabaları başarısız oldu. Harcama paketi Ukrayna ve İsrail’e yardımla birlikte Gazze’de insani yardım için de bütçe içeriyordu. Cumhuriyetçiler ek bütçeyi geçirme karşılığında, Biden yönetiminin göçmenlik politikasında özellikle sınır güvenliğini içeren değişiklikler yapmasını istiyordu. Demokratların bu konuda yeterince taviz vermeden ek bütçeyi geçirmeye çalışmaları, Amerikan kamuoyuna Cumhuriyetçilerin Ukrayna ve İsrail’e sahip çıkmadıkları mesajını verme stratejisine dayanıyordu. Cumhuriyetçilerin fire vermeden sınır güvenliği konusunda ısrar etmesi, Ukrayna ve İsrail’e yardım konusunda Amerikan halkından baskı görmediklerine işaret ediyor. Aksine, Amerikan kamuoyunun dış yardımları en çok sorguladığı dönemlerden birini yaşıyoruz.
ABD’de başkanlık yarışında önemli gelişmelerin yaşandığı bir haftayı geride bırakırken her iki partide de liderlik krizinin devam ettiğini görüyoruz. Salı günü gerçekleşen seçimlerde Virginia, Ohio ve Kentucky eyaletlerindeki sonuçlar, Biden’ın popülaritesinin en düşük seviyelerde olmasına karşın, Cumhuriyetçilerin işinin hiç de kolay olmayacağını gösterdi. Seçimlerde kürtaj meselesinin Demokratlar açısından mobilize etme gücünün devam ettiği ve Trumpçı adaylara karşı direncin devam ettiği görüldü. Anketler Biden’ın yaşlılığının en büyük dezavantajı olduğunu ve seçmenin Trump’ı çok daha dinç gördüğünü gösteriyor. Özellikle İsrail meselesindeki performansı Biden’ın genç ve siyahi seçmen nezdindeki algısını iyice negatif hale getirirken, Cumhuriyetçilerin Trump’a alternatif üretememesi bağımsız seçmende heyecan yaratmıyor.
Biden yönetimi Kongre’den İsrail, Ukrayna ve Tayvan için 100 milyar dolarlık ek bütçe istedi. Kongre’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi Başkanlığı’na yeni seçilen Cumhuriyetçi Mike Johnson, 14 milyar dolarlık İsrail yardımının ayrı bir paket olarak gündeme almayı planlıyor. Johnson, bu miktarın Amerikan Vergi İdaresi’nin bütçesinden kesilerek verilmesini talep ederek, Cumhuriyetçilerin bu konudaki gündemlerine hizmet etmeye çalışıyor. Johnson, sözcü seçilmesi sonrasında İsrail’e güçlü destek vermek istiyor ve bunu sürekli referans verdiği Evanjelist Hristiyan muhafazakârlığının bir gereği olarak açıklıyor. İsrail’e yardımın kaderi Amerikan çıkarının ne olduğundan çok İncil’in emrettiklerini önceleyen bir lidere bağlı durumda.
Temsilciler Meclisi Çoğunluk Lideri Cumhuriyetçi Kevin McCarthy parti içindeki iç savaşın en son kurbanı olmaya doğru ilerliyor.
Devamı
Biden yönetimi İran’la gerçekleşen mahkûm takası anlaşmasının nükleer anlaşma konusunda beklenti yaratmamasına özen gösteriyor. Bu tür ‘insani’ çabaların nükleer meseleden tamamen ayrı olduğunu göstermek için de takasın başarıyla gerçekleşmesinin hemen ardından İran’a yeni yaptırımlar uyguladı. Buna karşın takasın Güney Kore’de dondurulmuş olan 6 milyar dolarlık İran petrol gelirlerinin insani alımlar için serbest bırakılmasını da içermesi olayın basit bir mahkûm değişimi olmadığını gösteriyor. Amerikan yönetimi içerde anlaşmanın siyasi maliyet doğurmasını engellemek adına olsa gerek hem yeni yaptırım uyguluyor hem de halihazırda ilerlemeyen nükleer müzakere süreciyle herhangi bir alakası olmadığını savunuyor.
Wall Street Journal’ın bir anketine göre ne enflasyonun düşüş eğiliminde olması ne de ekonominin artan faizlere rağmen yeni istihdam yaratmaya devam etmesi seçmen tarafından Biden’ın başarısı olarak görülüyor. Enflasyonun bir yılda %9 seviyelerinden %3’e düşmesi ve bu süreçte her ay ortalama 236.000 yeni iş imkânı üretilmesi halkın gözünde ekonominin iyi gittiği algısını güçlendirmiş ancak Biden’ın enflasyonla mücadele çabaları yetersiz bulunuyor.
Temsilciler Meclisi Çoğunluk Grubu Başkanı Kevin McCarthy, Başkan Biden’a karşı görevden alma araştırması başlatmaya sıcak baktığını açıkladı. McCarthy, Cumhuriyetçi Parti içindeki Özgürlük Grubu’nun taleplerini kabul etmek zorunda kalarak Meclis Başkanı seçilmişti. Bu grubun bütçe görüşmelerindeki uzlaşmaz tavrını değiştirmek için Biden’dan önemli tavizler kopararak zar zor da olsa uzlaşma sağlamıştı. Önümüzdeki Eylül ayında tekrar bütçe meselesi gündeme gelebilir ve bu sefer uzlaşma sağlaması parti içinde ön seçim sürecine de girildiği için daha zor olabilir. McCarthy, Biden’a karşı görevden almaya gidebilecek bir araştırma sürecine yeşil ışık yakarak siyasi sertlik yanlısı Cumhuriyetçileri memnun etme çabası içinde. McCarthy’nin daha önce karşı çıktığı görevden alma süreci başlatılırsa başkanlık kampanyası sürecinde Biden’ın başını ağrıtarak Trump’a karşı şansını azaltabilir.
İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’un ABD Kongre’sinde yaptığı konuşma öncesinde yaşanan tartışmalar, Başkan Biden’ın ve bazı Demokratların Netanyahu hükümetine ilişkin rahatsızlıklarını gün yüzüne çıkardı. Biden, Netanyahu hükümetinin Anayasa Mahkemesi’nin yetkilerini sınırlamak üzere hazırladığı yasa tasarısından rahatsız olduğunu daha önce açıkça belli etmişti. Tasarının muhalefete rağmen geçirilmemesini ve daha geniş bir uzlaşı sağlanmasını tercih ettiğini ifade eden Biden, Netanyahu’yu Washington’a davet etmeyerek de tepkisini koymuştu. Biden’ın 28 haftadır devam eden protestolardan rahatsız olması ve partinin progresif kanadının Filistin hassasiyeti Demokratların Netanyahu hükümetine tepki koyması sonucunu doğurmuş görünüyor. Buna rağmen Biden’ın karar değiştirerek Netanyahu’yu Washington’a davet etmesi köprüleri atmak istemediğine işaret ediyor.
Florida valisi Ron DeSantis başkan adaylığını Twitter Spaces’da bir sohbet odasında ilan etti. Elon Musk’ın sahibi olduğu sosyal medya platformunu tercih etmesi, hem ana akım medyaya tavır koyduğuna hem de yenilikçi bir kampanya yürüteceğine işaret ediyordu. Ancak DeSantis’in başkanlık ilanına gösterilen yoğun ilgi, Musk’ın tasarruf tedbirlerinin sonucu olarak kapasitesi azaltılan Twitter sunucularının çökmesine neden oldu. Başkanlık kampanyasını ilan konusunda yaşanan bu aksaklık, Trump kampanyası tarafından beceriksizlik ve göreve hazır olmama şeklinde kodlanmaya çalışılırken DeSantis ‘interneti çökertmekle’ övündü.
Borç limiti restleşmesinin siyasi bir krize dönüşmemesi Biden için kritik önem taşıyor.
Batı’nın küresel güneyden destek görememesi, kendi askeri kapasitesinin zaafa uğraması, Çin’in Tayvan’a müdahalesine vaziyet edilemeyeceği kaygısı ve Donbas’la Kırım’ın geri alınmasının pek mümkün görülmemesi, Ukrayna’ya desteğin siyasi bir hedefe orantılı olması gerektiği yönündeki tezleri güçlendiriyor.
İflasına izin verilemeyecek kadar büyük ve etkin şirketlerin ortaya çıkmasını sağlayan Amerikan liberal kapitalizminin finansal krizlerde devletin rolüne ihtiyaç duyması, keskin bir tezat yaratmakla kalmayıp sürekli “büyük paranın” korunduğu bir sistemin varlığına işaret ediyor.
Dış politika temalarının belki de en az yer aldığı Birliğin Durumu konuşmalarından birini yapan Biden, Ukrayna’ya desteğe devam sözü verdi ve Çin casus balonunun vurulmasını ABD’nin egemenliğine halel gelmeyeceği ekseninde değerlendirerek geçiştirdi. Küresel bir strateji ortaya koymaktan uzak duran Biden, hem Rusya hem Çin meselelerini içerdeki ekonomik etkileri üzerinden değerlendirmeyi tercih etti.
Cumhuriyetçilerin en büyük handikabı siyasi yenilgileri ve legal sorunlarına rağmen Trump’ın siyasi mirasıyla hesaplaşma konusunda yaşadıkları ikilem olarak öne çıkıyor. Partinin bir yandan sisteme kızgın Trumpçı tabanın enerjisine ihtiyacı var bir yandan da Trump’ın daha geniş kitlelere ulaşamayan söylemini değiştirmesi gerekiyor. Trump’ın siyasi mirasının hem paylaşılması hem de aşılması ihtiyacı, yaratıcı bir liderin geliştireceği yeni bir siyasi strateji gerektiriyor.
Eğer Temsilciler Meclisi'nde önerilen değişiklikler kanun hâline gelirse, hâlihazırda tökezlemekte olan ABD - Türkiye ilişkileri bu durumdan büyük ölçüde etkilenecek ve (Türkiye ile Yunanistan arasındaki son gerilimler de dikkate alındığında) daha fazla çıkar ayrımına yol açacaktır.
3 Kasım 2020 başkanlık seçimleri ABD tarihinin belki de en olağanüstü seçimi olmaya namzet. İşsizlik ve ekonomik büyüme rakamlarının çok iyi olduğu bir dönemde gelen koronavirüs (Covid-19) krizinin son derece kötü yönetilmesiyle birlikte seçim dengeleri de bir anda değişti.
Kitle iletişim araçları tarihin her döneminde "gündem oluşturma" (agenda setting) açısından önemli bir etkiye sahip olmuştur. İktidar ya da muhalefetin bütün bileşenleri bu anlamda ya medyayı kontrol etmek istemişler ya da medya sahipleri ile iyi ilişkiler geliştirmişlerdir. Geleneksel medyanın tek yönlü bilgi akışı ve içeriğin filtrelenmesi sürecindeki formel bürokrasi bu anlamda iktidarı kullanmak isteyen aktörlerin işlerini de kolaylaştırmıştır. Nitekim medyaya sahip olan aktörler içeriği diledikleri biçimde üretmekte ve kendi pozisyonlarının savunuculuğunu sahip olduğu araçlar ile tahkim etmektedirler.